//
you're reading...
Sosyal Medya, İletişim

This Blog is “Bilingual” and The Ideas Are My Own

Hayır blog “bilingual” değil, ben bilingual”‘im. Eğitimim, yaptığım iş, sektörüm sayesinde ve artık günümüzde hepimiz bilingual’iz.
Ortaokul ve liseyi Anadolu Lisesi’nde okudum. Eğitim sisteminin sürekli değişmesi sebebiyle bilmeyenler için açıklayayım, Anadolu Lisesi eskiden, ilkokuldan veya ortaokuldan sonra sınavla girilen, çoğu kolej ayarında, yabancı dil eğitimi veren okullardı. Ben Anadolu lisesine ilkokuldan sonra başladım. İlk sene, yani hazırlık sınıfında bütün dersler ingilizceydi, matematik, fen dahil. Sürekli VHS videolardan, bilmeyenler için VHS videoyu açıklamıyorum, Google it 🙂 yabancı filmler izler, yabancı kitaplar okurduk Jane Eyre, Pride and Prejudice, Sherlock Holmes, hatta Shakspeare, bu yüzden Shakespeare’i Google’a bakmadan yazabiliyorum 🙂 Özellikle İngilizce derslerinde, uygulama için ingilizce skeçler hazırlardık. İngilizce tiyatro oynamışlığımız da var, Sinema salonunda. Mad Man’di hatta oyunun ismi, mesleğim için işaretmiş meğer 🙂 Neyse.. İngilizce eğitim aldığımız için derslerde türkçe konuşmamız yasaktı, türkçe konuşan, kumbaraya para atmak zorunda kalırdı. O zamanlar özendiğimiz için mi, aldığımız eğitimin kalitesi mi yoksa beyinlerimizin bize oyunu mu bilmiyorum, ama bazı kelimelere türkçe karşılıklar bulmakta zorlanmaya başlamıştık, bizim için çok problem değildi tabi ama dışardan bakan birisi için itici olabiliyordu bu havalı yani “cool” durum.
Bazı sektörlerde, özellikle reklam sektöründe ve digitalde yaşanan da pek farklı değil, aklıma ortaokul günlerimi getirdi bu yüzden. Türkçe dünyanın en zengin dillerinden birisi olmasına rağmen, bazı konularda, ingilizce kelimelerin tam karşılığı yok, en azından tek kelimelik karşılıkları yok, ya da tercüme edildiğinde aynı etkiyi vermiyor, havalı olmuyor yani. Hani ingilizce bir şarkıyı dinlerken, “ne diyor” diye sorar birisi, anladığınız hatta dinlerken derinlere dalabilecek kadar anladığınız şarkıyı tercüme etmekte zorlanırsınız çünkü ettiğinizde karşınızdaki “amaaan” diye bir tepki verir genellikle, işte öyle birşey.
Dünya üzerinde yapılan ilk reklam Anadolu’da olmasına rağmen (Bkz.Efes Antik Kenti Genelev Reklamı), sektör nasıl bu duruma geldi de hepimiz “ad men” olduk bilmiyorum ama sanırım hepimiz “reklam yazarı” demektense “copywriter” demeyi tercih ediyoruz, daha çok seviyoruz.
Aynı durum dijitalde de karşımıza çıkıyor, bir farkla. Dijitalede teknolojiyi bizim üretmiyor olmamızın etkisi büyük. Yani World.Wide.Web’i türkçeleştiremeyiz, Google’ın fiil haline karşılık bulamayız, search’e karşılık ara var ama Google’lamak başka birşey, türkçesi de böyle oluyor işte 🙂 URL’yi URL olarak kısaltmak zorundayız ki açılımını (Uniform Resource Locator) türkçeye çevirerek anlatmaya çalışın, kimse neden bahsettiğinizi anlamaz bile. Bilgisayarın icadına hatta kapitalizme kadar gider bu konu, ama uzatmayalım.
Gelelim Sosyal Medya’ya. Sosyal Medya hayatlarımıza girdiğinden beri, kullanımını, Sosyal Medya nedir, ne işe yarar ve neden?lerini açıklamak durumunda kalıyoruz. Hatta birçoğumuz bu soruların cevaplarını bulamadık daha. Nedir ne işe yarar’ı açıklamak bile başlı başına zorken hala, monitoring’i anlaşılması gerektiği şekilde anlatmak daha da zor. Sunumlarda meşhur “engagement”tan bahsederken “ne alaka nişan falan” diyecekler diye korkuyorum. Açıklama yapsan “etkileşim” desen tam değil, “bütünleşme” desen değil. “Sosyal Medya’da takipçileriniz ve fanlarınızla aranızda kurduğunuz karşılıklı iletişimin başarısı, postlarınıza aldığınız layklar, commentler, postlarınızın kaç kişi tarafından share edildiği…”mi diyelim “engagement” demek varken? Twitter’ı türkçe kullanmak mesela, yeni eklenen özelliklerden birisi, tweet (tweetin türkçeleşememesi de gözünüzden kaçmadı biliyorum) altında çıkan “expand” tuşu, türkçedeki karşılığı “genişlet”, alay konusu oldu Twitter’da. Tweet atmak mı, yazmak mı peki? Tivitlemek mi ya da? “Like” olmasın “beğen” de olmasın diyenler için “layk” diye bir terim türedi mesela. Sosyal Medya’yla alakalı kaç tane türkçe içerik kaynağı var? İçeriği gerçekten kendi üreten, yabancı sitelerden alıp, tercüme edip paylaşanları saymıyoruz, onların ki içerik üretimi değil topluma hizmet çünkü.
Sonuç olarak, Sosyal Medya kanallarının hiçbirisi türk icadı değil, faydalandığımız içerik kaynaklarının yüzde doksanı yabancı, Online dünyayı ya da Sosyal Medya’yı hepimizden önce keşfedenler bile, sadece keşfetti, kitabını yazan yok hala. Sosyal Medya kullanımımızın “bilingual” olması bu sebepledir, böyle gelmiş, korkarım böyle de gidecektir. Kitabını yazan çıkana kadar en azından 🙂
Birisi size Brian Solis’ten, “Engage or Die” kitabından bahsederse “Nişanlan ya da Öl” anlamayın emi.

Bu fikirlerin hepsi benim, blogum türkçe ama içerik bunlardan mütevellit bilingual, budur durum 🙂

Advertisements

About Şebnem Akyüz

i'm not a blogger.

Discussion

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: